Özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG); özel bir akademik alanda belirgin bir farklılığın olması ile kendisini belli eder. Bu tanıyı alan çocukların bilişsel yetilerindeki dağılım inişli çıkışlıdır. Bu farklı dağılım okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi değişik, bir o kadar da geniş yeti alanlarını içine almaktadır. (Korkmaz 2000)
Özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların en önemli özellikleri okuma yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zihinsel gelişim düzeyine oranla düşük başarı göstermesi, dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etmede sorunlar yaşamasıdır. Bu sorunlardan birinin ya da birden fazlasının görülmesi çocuğun çevresiyle olan iletişimini, okul başarısını, mesleğini ve benlik saygısını olumsuz etkilemektedir (Korkmazlar, 2008; Öktem, 1999). Çocuklarda görülen yetersizlik başkasının neler hissettiği ve hangi duygular içerisinde olduğunun anlaşılamamasına (empati yapamama), sosyal uyaranları işleme becerisinde eksikliğe ve bağımsız yaşama becerileri ile ilgili sorunlara yol acar. Dış çevreden gelen sosyal uyaranların doğru algılanabilmesi ve kişinin hem kendi, hem de diğer insanların zihin durumlarının temsilini kavrayabilmesi sosyal etkileşimler ve diğer insanlarla iletişim kurabilmesi için çok önemlidir. Dolayısıyla bu durum sağlıklı ilişkiler kuramamayla sonuçlanır.
Öğrenme güçlüğü olan çocukların bazıları duygusal olarak akranlarına kıyasla daha olumsuz yaşantı içinde olabilirler. Genellikle, içe kapanık, mutsuz görünümlü ya da daha az gülen, özgüveni bulunmayan, kaderci ve çaresiz bireyler olma riski taşırlar. Okulu gereksiz görebilir, sürekli başarısızlık beklentisi yaşayıp, çabalarının sonuçlanmayacağı duygusuna kapılabilirler (öğrenilmiş çaresizlik). Bu davranışlar çevre ile etkileşimi de olumsuz etkilediğinden toplumsal uyum sorunları da gözlenebilmektedir.
Birçok araştırma, öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin diğerlerinden genel olarak daha kaygılı olduğunu belirtmiştir. (Margalit ve Shulman , 1986; Margalit ve Zak,1984). Kaygı, durum korkusunu veya daha evrensel, yaygın huzursuzluk halini gösteren davranışlar olarak adlandırılır. Belirli bir durumda duyulan korkuya durumluk kaygı denir. Çünkü sadece özel durumlarda açığa çıkmaktadır. Eğer kişi daha yaygın kaygı davranışları sergiliyorsa buna sürekli kaygı denir. Araştırmalar, öğrenme güçlüğü olan gençlerin daha yüksek seviyede sürekli kaygı gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Daha düşük öz güvene sahiptirler ve denetim odakları daha yüksektir. Öğrenme güçlüğü olan öğrenciler, hayatlarında engellerinin sebep olduğu zorluklara dayanarak, gelecekleriyle ilgili zayıf bir görüşe sahip olabilirler ve öğretmenler kısa süre içinde bu zayıf benlik tanımını irdelemek durumunda kalabilirler. Bu öğrencilere kendilerini savunma öğretilirse yaşama daha iyi hazırlanmış olurlar .

KAYNAKÇA
Bender, W.(2016), Öğrenme Güçlüğü Olan Bireyler Ve Eğitimleri, Nobel Yayınları.
Korkmaz B (2000) Öğrenme Bozuklukları Pediatrik Davranış Nörolojisi. İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayınları, s.189- 216.
Korkmazlar, Ü. (2008). Özel Öğrenme Güçlüğü 1.2. Düzey seminer notları. İstanbul.
Öktem, Ö. (1999). Gelişimsel Bir Öğrenme Güçlüğü (Gelişimsel Disleksi). A.Ekşi (Ed.). Ben Hasta Değilim. Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarının Psikososyal Yönü. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri.
Topbaş S.(1997), Öğrenme Güçlüğü Gözlenenler

Yorumda bulunun